Varlığımın en mahrem noktasına işlemiş,
Sayısı gün geçtikçe artan bedenlerde,
Eşdeğer ağırlığını paylaştıran,
Paylaştıkça artan hikayeler bütünü.
Seni üç saat kuş uçuşu uzaktan seviyorum.
Böyle öğretildi diye zannetmiştim.
Aslen seni değil, seni bilinçsiz veya bilinçli,
Çılgınca veya ölçülü sevenleri,
Önemsiyorum kesinlikle.

Benim mesafem dahili veya harici,
Sebeplerden ve musibetlerden mütevellit,
Sabit kaldıkça seni öldürüyorlar.
Mevcudiyetinin yegane temelini,
Gün ortasında, pazar yerinde,
Otobüste, arkadaşınla şakalaşırken,
Cahillikleriyle, kompleksleriyle,
Sayısız bıçak darbesiyle,
Şayet tutunursan hayata,
Hastane koridorlarında öldürüyorlar.

Sen ki şuncacık bir çocuk,
Görme engelli bir protestocu,
Mini etekli bir genç kız,
Prensipleri olan bir haberci,
Ama yolun başında bir insansın.
Ve küçüklü büyüklü ekranlarda,
Geberiyorsun on beş saniyede.
Sana biçilen değerdir bu.
Ardından spor haberleri.

İhtiyaçlar piramidimin zeminini düzleyip,
Tesisatını çektikten sonra,
Seni hatırlıyorum her gün ve,
Balyoz darbeleriyle yıkılıyorum.
İktidarın çürümüş hücreleri,
Kanserden ölsün diye beklerken,
Masumiyetin hücrelerde çürüyor.
Ve götüm yemiyor dönmeye.

Protestonun tadı uzaktan tatlı çünkü,
Yüzsüzlüğümle yüzleştikçe,
Utancımın asidi boğazımı yakıyor,
Tez vakitte döneceğim sizlere.
Çocukluk hayalimdir,
Bir ranzanın üstünü de bana ayırın.

Next

[İLK ŞİİR] dishonorably discharged | abdül umaç