Tanrı’yla bitirip
Tanrı’yla başlıyoruz
Düşmanımız bile
yumuşatabilir
zayıf yanağımıza dokunan
pençelerinin sırtıyla kalbimizi
O zarif, karga burunlu kadın
kesik kokular doldurmak için
şifâcı, kızıl şişesine
Gözlerini kaşıkla oyabilir kel-kâtip komşusunun:
‘Kimsiniz, kim?’ diye konuşturabilir
avcuyla kırdığı çenesini:
Islak bıçağın iki yüzünü
eteğine sürerek temizliyor şimdi
Masayı dövdüğü
cinnet anının ardından
yeniden buluyor bebek yüreğini
Hiçbir şey olmamış,
uyanmış gibi, artık hatırlamadığı bir saklı rüyâdan,
Her Şeyi hoyratça kucaklıyor:
Tanrı, ağzımızın içinde oturur, sessizce
Böyle kısa anlarda doğrulur ve
gösterir deli gözlerini
Peki biz, ne yapacağız
Tanrı geldiğinde?
