Şiir artık bir cesettir, mumyalanmış, giydirilmiş, etiketlenmiş, sınıflandırılmış, konuşamasa da bir şeyler söylemeye zorlanan bir ceset.

Yerleştirmenin ağzındaki “etki beklentisi” ifadesi, günümüz şairinin en trajik motivasyonuna işaret ediyor: karşılık görme arzusu. Oysa şiir bir karşılık ummadan doğar.

Kafada kutsayan gelenek, kollarda estetik ve kanon prangalarıyla bu iskelet, şiiri anlam üretmek için değil, varlığını sorgulamak için taşıyor. Beden yok, başkalarının etiketi var. Burada bir masa değil, bir model değil, bir defter değil; bir ölü taşıyor şiiri, zincire vurulmuş olarak. Şiir zincirlenmiş bir hakikat midir yoksa zinciri taklit eden bir özgürlük mü taşıyor üstünde?

Yerleştirmenin kendisi bir alegorik cesettir ve aynı zamanda bir performanstır da. Şiir artık meydanların değil, sessiz şairin bedeninde yankılanıyor.

Renkli ancak karanlık içerikli post-it’ler, aslında şiirin bitmeyeceğini, sadece biçim değiştirerek hortlayacağını ilan ediyor. Tıpkı video kaydında olduğu gibi iskelet, “şiirin ölmediğini” haykırıyor ama bunu ölüler adına yapıyor.

Bu şiirin işaret ettiği noktalardan bir diğeri de şiirsel düşünceyi fiziksel, teatral ve dokunulabilir bir forma dönüştürmesi. Şiir yalnızca bir metin değil, bir “durum”, bir “hal”, bir “bedensel gösteri” olarak okunabilir. Şair artık şair değil; cenaze levazımatçısı, kadavra sanatçısı, sembolik cellat. Şiirin mezar taşı değil, kendi mezarlık performansıdır bu.

Next

[MAKALE] Paul Klee, Ana Yol ve Yan Yollar, 1929*** | frank zöllner, çev: burak ş. çelik